Osmanlı
İmparatorluğu’nun 400 yıl boyunca adaletle
hükmettiği Suriye topraklarında günümüzde 3 milyonu
aşkın Müslüman Türkmen yaşıyor. Suriye yönetiminin
asilimilasyon politikası ile karşı karşı bulunan
Müslüman Türkmenler, tüm olumsuzluklara rağmen milli
benliklerini korumaya ve ‘Türkmenlük’lerini
unutmamaya çalışıyorlar. Tek dayandıkları güç ise,
uluslararası alanda yıllardır Suriye Türkmenleri’ne
desteğini esirgemeyen Türkiye Cumhuriyeti ve
Turkmenstan…..
Suriye Ortadoğu’da pek çok din, mezhep, ırk ve dilin
birarada yaşadığı demografik yapıya sahip bir ülke.
Bugünkü Türkiye-Suriye ilişkilerine ve Suriye’de
yaşayan Türkmen azınlığın sorunlarına geçmeden önce
Suriye’nin tarihini ve Türkmenlerin Suriye
topraklarına ilk adım atışını incelemekte yarar var.
Türkmenler Suriye Topraklarında
İslamiyet’in doğuşu ile birlikte tüm Arap
yarımadasına hızla yayılan İslam dini, bugünkü
Suriye topraklarına Hz. Ömer döneminde girmiştir.
İslam’ın Suriye’de yayılması Emevi ve Abbasi’lerin
Hilafet döneminde tüm hızıyla devam etmiştir.
Türkmenlerin Suriye’ye gelişleri 11. yüzyıla kadar
dayanır. Suriye topraklarına ilk olarak Oğuzların
Türkmen kolu adım atmıştır. Türkmenlerin bölgeye
kesin yerleşmeleri ise Büyük Selçuklu Devleti’nin
Gazneliler’le yaptığı Dandanakan Savaşı sonrası
olmuştur. Özellikle Halep, Lazkiye, Trablus şam,
Hama ve Humus Golan Konetera gibi şehirlere yerleşen
Türkmenler, 1070 yılında Güney Suriye’yi tamamen ele
geçirmiştir.
1078 yılında Selçuklu Hükümdarı Sultan Melikşah
Suriye Selçuklu Devleti’ni kurma emrini vermiştir.
Oğuzların Yıva Boyu, Bayat, Avşar, Beydilli, Döger
ve Üçoklar Oymakları, Şam ve Halep şehrine
yerleştirilmişlerdir. Bu bölgedeki Türk Boyları 1096
yılında Selahattin Eyyübi komutasındaki
Müslümanlarla birleşerek Haçlılara karşı bölgeyi
korumuşlardır. Selahattin Eyyübi’nin ölümünden sonra
bölgeye bir başka Türk Devleti olan Memlükler hakim
olmuştur. Bu dönemde Anadolu’ya hakim olan Anadolu
Selçuklu Devleti 1243 yılında Moğollarla yaptığı
Kösedağ Savaşı’nı kaybetmesi üzerine Moğol baskısı
altında kalmış, Kayseri ve Sivas’ta yaşayan
Türkmenler kitleler halinde Suriye’ye
göçetmişlerdir.
Suriye’de 400 Yıllık Türk Hakimiyeti
Bu dönemde Suriye’ye geçip Şam’a yerleşen Türkmenler
1337 yılında Dulkadiroğlu Beyliği’ni kurdular. 1516
yılında Mercidabık Savaşı’nda Memlükleri yenen
Osmanlılar Suriye topraklarını ele geçirdiler.
Bölgedeki Türk hakimiyeti kesintisiz olarak 400 yıl
sürmüştür. Bu süre içerisinde Suriye’de yaşayan
yerli halk Türk Kültür ve Medeniyeti’nin etkisi
altında kalmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar
Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetinde kalan Suriye
toprakları, tam 400 yıl boyunca adil Türk yönetimi
altında kültürel, ekonomik ve sosyal açıdan kendini
geliştirdi. Ancak Ortadoğu’daki Osmanlı
topraklarının Sykes-Picot Antlaşması ile
paylaşılması üzerine Fransa, Suriye topraklarını ele
geçirdi. Fransızların 1936 yılında Vionet
anlaşmasıyla Suriye’ye bağımsızlık vermesi üzerine
Hatay’ın bağımsızlığı sorunu gündeme geldi.
Suriye’deki Türkmenler
Suriye
Türkmenleri’nin 1936′dan beri Türkmençe konuşmaları
ve Türkmençe yayın çıkartmaları yasak. Her türlü
kültürel haktan mahrum olan Türkmen azınlık,
Günümüzde Türkmençe eğitim görmesine izin
verilmeyen. Türkmen azınlığın, dernek ve vakıf
kurmasına izin verilmediği için biraraya gelerek
kendilerini ifade edemiyorlar. Beşşar Esad”in
sayasinde Suriye Türkmenleri’nin temel hak ve
özgürlüklerinin iadesi konusunda cok iyi adım
atılmıştır Turkmenler cok iyi özgürlüklerine kavoşte
Suriye Türkmenleri’nin Bugünkü Durumu
1. Dünya Savaşı’nın ardından Fransız mandası
altındaki Suriye sınırları içinde bırakılan Sancak
Bölgesi (Hatay-İskenderun) 1938 yılında
bağımsızlığını ilan ederek Türkiye’ye bağlandı.
Türkiye’nin bu diplomatik zaferi Suriye
topraklarında yaşayan Türkmen azınlık için bir umut
ışığı olmuştu…
Suriye’de kalan Türkmen nüfusun geleceği konusunda
kalıcı bir çözüm bulunamadı. Dolayısıyla Suriye
topraklarında kalan Türkmen nüfusun siyasi ve
kültürel hakları hukuki bir zemine oturtulamadı.
Bugün Suriye’deki Türkmenler yoğun olarak Lazkiye ve
Halep ve Homos ve Hama ve Golan bölgesinde
yaşamaktalar. Ayrıca başta Şam olmak üzere birçok
bölgede de azınlık halinde birçok Türkmen
yaşamaktadır. ve 1994 ise, Iskenderun’da Bayir-Bucak
Türkmenleri Yardimlasma Dernegini kurmuslardir.
Lazzikiye Türkmenleri
Suriye’nin Akdeniz kıyılarında, başta Lazzikiye
şehir merkezi Cimmel Harası (Türkmen Mahallesi)
olmak üzere Basit, Bayır, Behlüliye, Kesap nahiye ve
köylerinde Bayır-Bucak Türkmenler yaşamaktadır Bu
şehir ve nahiyelere bağlı Türkmenler’in yaşadığı köy
sayısı ise yörelere göre Lazkiye merkezi ve
civarında 265 Türkmen köyü vardır ve şöyledir:
Lazzikiye vilayet merkezi ve Kesap Nahiyesi’ne bağlı
6; Bucak bölgesinde sahil boyunca 84; Behlüliye
Nahiyesi’ne bağlı 12; Bayır Nahiyesi merkezine bağlı
Kebeli’nin kuzeyinde 27, doğusunda 8, güneyinde 11;
İncesu’nun batısından güneye doğru olan bölümünde
20, doğusunda 17. Suriye hükümeti, son yıllarda
Türkçe yer adlarını Arapça’ya çevirmiştir. İsabeğli
“İseviye”, Kabamazı “Belutiye”, Tırınca “Ümitüyur”,
Karınca “Behlüliye” olmuştur. Bazı Türkmen köyleri :
(Karamustafa, Büyükpınar,Köy Çiçekliyazı
mahalleleri) , hayat, sallor, al yamamah, assamra,
al ğassaniyeh, kastalmaaf, ğamam, um tuyur, zınzıf,
Turunç, Meydancık, Hacranlı Hasancık Saray, Camuslu,
Bödirsiye, Karaca, Çamurlu, Bostancık, Fakıhasan,
Karabacak, Mollomahmutlu, Ubeydiye, Karamanlı, Kara
Cücük, Türkmenli, Çalkamanlı, Sağırt, Ali, Elmalı,
Abanlı, Bayır nahiyesinden, Gebelli, Dervişhan,
Gebere, Şeren, Karaahmet, Gökdağ, Yumuşak, Mılıklı,
Kebir,Murtlu, Karakisa, Ulucak, Kara pınar, Aşağı
Karamanlı, Yukarı Karamanlı, Saldıran, Karacağız,
İsapınar, Kulcuk Pınar, Kulcuk, Çukurcak, Nisibin,
Dağdağan, Çovkaran, Sarraf, Kapıkaya, Ablaklı,
Kapaklı, Çanacık, Korali, Çınarlı, Kızıkçuracık, El
Kasap, Kislecik, Mahruka, Kuruca, Kızınca,
Ağcabayır, Cümeren Yamadı, Burc-İslam, Sulayıp.
Halep Türkmenleri
Osmanlı
Devleti döneminde Türk nüfusunun idari merkezi
Halep’ti. Halep, sokaklarında Türkçe konuşulan bir
yerdi. Türk mimari ve sanat eserleri Halep’te
oldukça çoktur. Suriye’de Halep şehiride daha çok
yaşayan Türkmenler vardır şehir merkezi Huyluk
harası(büyük bir Türkmen Mahallesi , Huyluk Türkmen
harasının nüfusu 700,000 tahmin edilir ) , Kürtdağı,
Cerablus, Mümbiç, Musabeyli, Azez nahiyeleri ve
yörelerinde Türkmenler yaşamaktadır , Bu şehir ve
nahiyelere bağlı Türkmenler’in yaşadığı köy sayısı
ise yörelere göre şöyledir: Cebeli Sema’nın
doğusunda nahiye merkezi ile 16; Kilis’in güneyinde
Azez Kazası’na bağlı, Azez ile Aferin Suyu arasında
17, Azez’in doğusunda 29, güneyinde Halep’e bağlı 3;
Çobanbeğ Nahiyesi’nde Mümbiç Kazası’na doğru 54,
aynı kazanın güneyinde 15; Baraklı Oymağı’ndan
Cerablus Nahiyesi’ne bağlı 26; Sacır Suyu’nun
güneyinde 23; Urfa hudud nahiyesi Mürşid Pınarı ve
Akçakale Kazası’nın güneyine isabet eden ve Belih
Irmağı’na kadar uzanan sahada Halep şehrindeki
Türkmen mahallelerinin dışında, bölgedeki Türkmen
köylerinin sayısı 350′yi bulmaktadır.Halep Bazı
Türkmen köyleri : mirza, kerpiçli, arabazi, merhan
(balwa ),khalisa ,dashlihoyuk ,karsanle ,aiyasha
,talaysha, sakizlar ,sande ,arabcurduk ,dabis
,bizaah ,bozilja ,agdash, beyliz, nabğa, kanlı koy,
eşekli, usbağılar, gavureli, amerne, bel veren,
taflı, lilve, yusuf başa, kadılar, memeli, kurucu
höyük, taş atan , buyan, dadlı, belli, sakkal veran,
kara yakub, kara taş, kara kuz, balali köy,
bandarlık, duraklı, anbarlı, hacı hasanlı, kara baş,
bir elli, avşar, küllü, dabık, yazlı bağ, ıral,
şüvirin, delha, iğde, tukmen barıh, kara köy, kara
mazraa, harab mamal, azak, hava köy, telile, beş
curun, sinekli, ziyarat, okuf, çoban bey, hedebet,
tiral, kurt, öküz öldüren, cubbon, üvilin, zülüf,
kalkum, bablimun, tat hums, çeke ,dashkapo, samandra
,bahwarta ,harcala, kndra………….
Hama ve Humus Türkmenleri
“Humusta kim derse ben Türkmen değilim o asılında
humuslu değildir ” , işte Suriye tarihçisi ( Süheyl
zakkar) demiş , çünkü ona ve eski Arab tarihçisine
(bin el esir )a göre, 11. yy humusu büyük bir deprem
yıkmış, tamamını viran etmiş sonra humusu yeniden
tamir eden Türkmenlerdir (zingilar ve Selçuklular),
Nureddin Mahmut bin zingi tarafından, humusun
merkezinde eski haralarından birinin adı
haratul-Türkmen(Türkmenler harası) ve eski şehir
kapılarından birisi babu- türkmen (Türkmen kapısı)
ama bu günlerde bu haralarda yaşayan Türkmenler
tamamen arablaşmış .
Suriye’nin Hama-Humus şehirleri ve Lübnan sınırı
arasında kalan kısımdır. Türkmenler genellikle
Humus’ta ve Humus köylerinde ve bazı Hama köylerinde
yaşamaktadırlar. Osmanlı imparatorluğun devrinde
Buralara yerleştirilmeğe davet edilen ve iskana
me¬mur olan oymaklar şunlardır: Kara Avşar, înallu,
Döğer oğlanı, Hama Değeri Mustafa kethüda, Hama
Düğeri tabi-i Derviş kethüda, Şam Beğmişlüsü,
Hüccetlü, Kapu-uşak, Eymir-i Dündvarlu, Çozlu
Çerkez-oğulları, îdris Kethüdaya tabi Abalu, Tokuz
han Harbendelüsü, Kara Tohtemürlü, Köse Kethüdaya
bağlı Şerefli, Uşak obası, Beşîr-oğulları obası,
Eymir-i Sincarlu, Bozlu, Ebu Derda’ya bağlı olan
Bozlu ,Tohtemürlüsü, Salur (Sellüriyye) türkmenleri,
Dindaş oğlu îsmail Bozulus’a bağlı olan Genceli
Avşarı, Kızıl Ali, Danişmendlü’ye tabi Kara Halil .
Humusa bağlı bazı Türkmen köyleri : baba amr harası
( bugünkü Türkmenler Mahallesi ) zara, mitras,
bdada, arcun, alhusun, dar kabira, kızhıl, üm al
kasab, samalil, burc kaya.
Hamaya bağlı bazı Türkmen köyleri : akrab (kara
halili), tulluf, hazzur, huvvır el trukman, bıt
natır , hırmıl
Kunteyra Golan Bölgesi Türkmenleri :
Burası
Filistin sınırına çok yakındır. Kafkasya’dan
gelenler 1878′de buraya yerleştirilmişlerdir. bağlı
bazı Türkmen köyleri : hafr, al kadırıyye, kafr
nafah, zabya, al rezzanıyye, ahmadıyye, huseynıyye,
ayn kura, ayn sümsüm, ayn alak, üleyka, ayn ayşa.
Şam ve
draa Türkmenleri :
Şehirde Türkmenlerin oturduğu büyük bir mahalle
bulunmaktadır. Ayrıca Havran ovasında da Türkmenler
vardır. Şama bağlı bazı Türkmen köyleri : kaldun,
ruhaybe, adra ve bazı şam haraları ( el hecer el
esvad el tadamün , cöber ) ve draaya bağlı bazı
Türkmen köyleri : dara şehir merkezi , busra,
maarba, burak,
, Suriye topraklarinda yasayan Türkmen nüfusu 3
milyon aşkın Müslüman Türkmen yaşıyor olarak tahmin
edilmektedir.
Osmanlı
döneminde Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin idari
merkezi olan Halep, bugün hala Türk mimarisinin
izlerini taşımaktadır. Ayrıca Halep sokaklarında
hala yoğun olarak Türkçe konuşulmaktadır.
Osmanlı’nın Ardından Suriye ve Ortadoğu Manzarası
Osmanlı, Ortadoğu’da I. Dünya Savaşı ile birlikte
gücünü yitirdi. Savaşın ardından Ortadoğu’da,
bölgenin yeni hakimlerinin menfaatlerine uygun bir
düzenleme yapıldı. İngiltere ve Fransa, eski Osmanlı
vilayetlerinden yapay devletler oluşturdular. Bağdat
vilayeti, “Irak” adlı bir devlete dönüştürüldü ve
İngiliz egemenliğine bırakıldı. Halep ve Şam
vilayetlerinden “Suriye” diye bir devlet çıkarıldı.
Öte yandan, tarihsel olarak Suriye’nin bir parçası
olan Beyrut ve çevresi, “Lübnan” adıyla ayrı bir
devlete dönüştürüldü. Daha güneyde, Ürdün nehrinin
batı yakasında ise, o zamana kadar sadece coğrafi
bir bölge olan “Filistin” bir devlet haline
getirildi. Nehrin doğu yakasında ise “Transjordan”
(Ürdünötesi) adlı bir devlet kuruldu. Bu ülke bir
süre sonra sadece “Ürdün” olarak bilinecekti.
Bu devletlerin hiç biri etnik ya da dini bir birliğe
dayanmıyordu. Irak denen ülkede, birbirinden çok
uzak üç ayrı grup vardı; Kürtler, Sünni Araplar ve
Şii Araplar. Suriye ise daha da karışıktı; Sünni
Araplar, Alevi Araplar, Dürziler, Kürtler… Hepsi bu
yeni devletlerin çatısı altında yaşıyorlardı.
Filistin’de Arapların yanında giderek artan ve kendi
devletlerini kurmayı hedefleyen bir Yahudi nüfusu
vardı. Lübnan ise Hıristiyan Araplar ile Müslüman
Arapları barındırıyordu. Ancak bu iki temel kategori
de kendi içlerinde mezhep farklılıklarıyla
bölünmüşlerdi.
Osmanlı sonrasında oluşan Ortadoğu’nun bir başka
özelliği ise, sınırların tamamen masabaşında ve
cetvelle çizilmiş olmasıydı. Sınırlar herhangi bir
etnik temel gözetilmeden, yalnızca Fransa ve
İngiltere’nin çıkarlarının öngördüğü biçimde
belirlendiler. Böylece ortaya tam bir mozaik çıktı.
Ancak barış ve bir arada yaşamaya uygun bir mozaik
değil, çatışma ve savaşa uygun bir mozaik.
Fransa ve İngiltere’nin yeni kurdukları devletlerde
yaptıkları düzenlemeler de istikrarı bozucu
nitelikteydi.
Stratejik Boşluk
Osmanlı
sonrasında Ortadoğu’da kalıcı bir düzen ve istikrar
oluşturulamamasının nedeni, sömürgecilerin bunu
yapabilecek bir güce sahip olmaması değil, bunu
yapmak için gerekli olan stratejik anlayışa sahip
olmamasıydı. Osmanlı, ele geçirdiği bölgelere
“nizam” götürmeyi İlahi bir görev sayan bir anlayışa
sahipti. Sömürgeciler ise sadece kendi menfaatlerini
gözettiler.
Bugünün siyasi literatürüyle, Osmanlı İmparatorluğu
“moralpolitik” (ahlaki) bir strateji vizyonuna
sahipti. Sömürgeciler ise “reelpolitik”
(katıgerçekçi) bir vizyonla hareket ettiler. Bu
nedenle, kısa vadede kendilerine menfaat
sağlandığını gördüklerinde, bir ülkeyi uzun vadede
karmaşa ve istikrarsızlığa sürükleyecek politikalar
izlemekten çekinmediler.
İngiliz ve Fransız sömürgeciliğinin reelpolitik
mantığı Ortadoğu’daki halkların nefretini
kazanmalarına yol açtı. Bu nedenle İngiltere ve
Fransa Ortadoğu’da çok az bir süre kalabildiler.
Arap ülkelerinin başına geçirdikleri kukla liderler,
II. Dünya Savaşı’nın ardından birer birer devrildi.
İngiltere ve Fransa’nın Ortadoğu macerası da böylece
sona ermiş oluyordu.
İngiltere ve Fransa’nın ardından gerek Ortadoğu’ya
gerek dünyanın başka bölgelerine egemen olan
emperyalist güç ise elbette ABD oldu. Ancak ABD de
aynı reelpolitik vizyonu izledi. Bu nedenle Üçüncü
Dünya’nın dört bir yanında kanlı rejimleri
destekledi, faşist cuntalarla işbirliği yaptı,
terörist gruplara yardım etti. Vietnam’ı bu
reelpolitik vizyonla harabeye çeviren ABD “nizam”
getirme gibi bir amacı yoktu: ABD Vietnam’da sadece
kendi uluslararası şirketlerinin ve silah
endüstrisinin çıkarlarını arıyordu.
ABD’nin
Ortadoğu stratejisi de aynı yönde gelişti. ABD’nin
Ortadoğu’daki varlığı, Ortadoğu’ya “nizam”
getirmedi. Aksine, İsrail saldırganlığını ısrarla
destekleyerek bölgedeki kaosun temel nedenlerinden
biri oldu. Bugün de durum hala böyledir. ABD’nin
zoruyla yürüyen barış süreci, Filistin tarafına
getirdiği dayatmalarla, bölgede yeni sıkıntılara yol
açacak niteliktedir.
ABD’nin
eski Osmanlı coğrafyası olan Balkanlar’daki
stratejisi de yine bölgeye istikrar ve huzur
getirecek nitelikte değildir. Washington’ın Sırp
saldırganlığına 1991′den 1995′e kadar dört yıl
boyunca hiç bir ciddi tepki göstermemesi bunun bir
göstergesiydi. 1995′te imzalanan Dayton Anlaşması
ise, Aliya İzzetbegoviç’in de belirttiği gibi,
bölgeye adalet değil, sadece barış getirdi. Bugün
Balkanlar’da Osmanlı’nın mirası olan Müslüman
halklar, hala “otorite boşluğu”nun tehdidi
altındadırlar.
Osmanlı İmparatorluğu’nun 400 yıl boyunca adaletle hükmettiği Suriye topraklarında günümüzde 3 milyonu aşkın Müslüman Türkmen yaşıyor. Suriye yönetiminin asilimilasyon politikası ile karşı karşı bulunan Müslüman Türkmenler, tüm olumsuzluklara rağmen milli benliklerini korumaya ve ‘Türkmenlük’lerini unutmamaya çalışıyorlar. Tek dayandıkları güç ise, uluslararası alanda yıllardır Suriye Türkmenleri’ne desteğini esirgemeyen Türkiye Cumhuriyeti ve Turkmenstan…..
Suriye Ortadoğu’da pek çok din, mezhep, ırk ve dilin birarada yaşadığı demografik yapıya sahip bir ülke. Bugünkü Türkiye-Suriye ilişkilerine ve Suriye’de yaşayan Türkmen azınlığın sorunlarına geçmeden önce Suriye’nin tarihini ve Türkmenlerin Suriye topraklarına ilk adım atışını incelemekte yarar var.
Türkmenler Suriye Topraklarında
İslamiyet’in doğuşu ile birlikte tüm Arap yarımadasına hızla yayılan İslam dini, bugünkü Suriye topraklarına Hz. Ömer döneminde girmiştir. İslam’ın Suriye’de yayılması Emevi ve Abbasi’lerin Hilafet döneminde tüm hızıyla devam etmiştir. Türkmenlerin Suriye’ye gelişleri 11. yüzyıla kadar dayanır. Suriye topraklarına ilk olarak Oğuzların Türkmen kolu adım atmıştır. Türkmenlerin bölgeye kesin yerleşmeleri ise Büyük Selçuklu Devleti’nin Gazneliler’le yaptığı Dandanakan Savaşı sonrası olmuştur. Özellikle Halep, Lazkiye, Trablus şam, Hama ve Humus Golan Konetera gibi şehirlere yerleşen Türkmenler, 1070 yılında Güney Suriye’yi tamamen ele geçirmiştir.
1078 yılında Selçuklu Hükümdarı Sultan Melikşah Suriye Selçuklu Devleti’ni kurma emrini vermiştir. Oğuzların Yıva Boyu, Bayat, Avşar, Beydilli, Döger ve Üçoklar Oymakları, Şam ve Halep şehrine yerleştirilmişlerdir. Bu bölgedeki Türk Boyları 1096 yılında Selahattin Eyyübi komutasındaki Müslümanlarla birleşerek Haçlılara karşı bölgeyi korumuşlardır. Selahattin Eyyübi’nin ölümünden sonra bölgeye bir başka Türk Devleti olan Memlükler hakim olmuştur. Bu dönemde Anadolu’ya hakim olan Anadolu Selçuklu Devleti 1243 yılında Moğollarla yaptığı Kösedağ Savaşı’nı kaybetmesi üzerine Moğol baskısı altında kalmış, Kayseri ve Sivas’ta yaşayan Türkmenler kitleler halinde Suriye’ye göçetmişlerdir.
Suriye’de 400 Yıllık Türk Hakimiyeti
Bu dönemde Suriye’ye geçip Şam’a yerleşen Türkmenler 1337 yılında Dulkadiroğlu Beyliği’ni kurdular. 1516 yılında Mercidabık Savaşı’nda Memlükleri yenen Osmanlılar Suriye topraklarını ele geçirdiler. Bölgedeki Türk hakimiyeti kesintisiz olarak 400 yıl sürmüştür. Bu süre içerisinde Suriye’de yaşayan yerli halk Türk Kültür ve Medeniyeti’nin etkisi altında kalmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetinde kalan Suriye toprakları, tam 400 yıl boyunca adil Türk yönetimi altında kültürel, ekonomik ve sosyal açıdan kendini geliştirdi. Ancak Ortadoğu’daki Osmanlı topraklarının Sykes-Picot Antlaşması ile paylaşılması üzerine Fransa, Suriye topraklarını ele geçirdi. Fransızların 1936 yılında Vionet anlaşmasıyla Suriye’ye bağımsızlık vermesi üzerine Hatay’ın bağımsızlığı sorunu gündeme geldi.
Suriye’deki Türkmenler
Suriye Türkmenleri’nin 1936′dan beri Türkmençe konuşmaları ve Türkmençe yayın çıkartmaları yasak. Her türlü kültürel haktan mahrum olan Türkmen azınlık, Günümüzde Türkmençe eğitim görmesine izin verilmeyen. Türkmen azınlığın, dernek ve vakıf kurmasına izin verilmediği için biraraya gelerek kendilerini ifade edemiyorlar. Beşşar Esad”in sayasinde Suriye Türkmenleri’nin temel hak ve özgürlüklerinin iadesi konusunda cok iyi adım atılmıştır Turkmenler cok iyi özgürlüklerine kavoşte Suriye Türkmenleri’nin Bugünkü Durumu
1. Dünya Savaşı’nın ardından Fransız mandası altındaki Suriye sınırları içinde bırakılan Sancak Bölgesi (Hatay-İskenderun) 1938 yılında bağımsızlığını ilan ederek Türkiye’ye bağlandı. Türkiye’nin bu diplomatik zaferi Suriye topraklarında yaşayan Türkmen azınlık için bir umut ışığı olmuştu…
Suriye’de kalan Türkmen nüfusun geleceği konusunda kalıcı bir çözüm bulunamadı. Dolayısıyla Suriye topraklarında kalan Türkmen nüfusun siyasi ve kültürel hakları hukuki bir zemine oturtulamadı. Bugün Suriye’deki Türkmenler yoğun olarak Lazkiye ve Halep ve Homos ve Hama ve Golan bölgesinde yaşamaktalar. Ayrıca başta Şam olmak üzere birçok bölgede de azınlık halinde birçok Türkmen yaşamaktadır. ve 1994 ise, Iskenderun’da Bayir-Bucak Türkmenleri Yardimlasma Dernegini kurmuslardir. Lazzikiye Türkmenleri
Suriye’nin Akdeniz kıyılarında, başta Lazzikiye şehir merkezi Cimmel Harası (Türkmen Mahallesi) olmak üzere Basit, Bayır, Behlüliye, Kesap nahiye ve köylerinde Bayır-Bucak Türkmenler yaşamaktadır Bu şehir ve nahiyelere bağlı Türkmenler’in yaşadığı köy sayısı ise yörelere göre Lazkiye merkezi ve civarında 265 Türkmen köyü vardır ve şöyledir: Lazzikiye vilayet merkezi ve Kesap Nahiyesi’ne bağlı 6; Bucak bölgesinde sahil boyunca 84; Behlüliye Nahiyesi’ne bağlı 12; Bayır Nahiyesi merkezine bağlı Kebeli’nin kuzeyinde 27, doğusunda 8, güneyinde 11; İncesu’nun batısından güneye doğru olan bölümünde 20, doğusunda 17. Suriye hükümeti, son yıllarda Türkçe yer adlarını Arapça’ya çevirmiştir. İsabeğli “İseviye”, Kabamazı “Belutiye”, Tırınca “Ümitüyur”, Karınca “Behlüliye” olmuştur. Bazı Türkmen köyleri : (Karamustafa, Büyükpınar,Köy Çiçekliyazı mahalleleri) , hayat, sallor, al yamamah, assamra, al ğassaniyeh, kastalmaaf, ğamam, um tuyur, zınzıf, Turunç, Meydancık, Hacranlı Hasancık Saray, Camuslu, Bödirsiye, Karaca, Çamurlu, Bostancık, Fakıhasan, Karabacak, Mollomahmutlu, Ubeydiye, Karamanlı, Kara Cücük, Türkmenli, Çalkamanlı, Sağırt, Ali, Elmalı, Abanlı, Bayır nahiyesinden, Gebelli, Dervişhan, Gebere, Şeren, Karaahmet, Gökdağ, Yumuşak, Mılıklı, Kebir,Murtlu, Karakisa, Ulucak, Kara pınar, Aşağı Karamanlı, Yukarı Karamanlı, Saldıran, Karacağız, İsapınar, Kulcuk Pınar, Kulcuk, Çukurcak, Nisibin, Dağdağan, Çovkaran, Sarraf, Kapıkaya, Ablaklı, Kapaklı, Çanacık, Korali, Çınarlı, Kızıkçuracık, El Kasap, Kislecik, Mahruka, Kuruca, Kızınca, Ağcabayır, Cümeren Yamadı, Burc-İslam, Sulayıp.
Halep Türkmenleri
Osmanlı Devleti döneminde Türk nüfusunun idari merkezi Halep’ti. Halep, sokaklarında Türkçe konuşulan bir yerdi. Türk mimari ve sanat eserleri Halep’te oldukça çoktur. Suriye’de Halep şehiride daha çok yaşayan Türkmenler vardır şehir merkezi Huyluk harası(büyük bir Türkmen Mahallesi , Huyluk Türkmen harasının nüfusu 700,000 tahmin edilir ) , Kürtdağı, Cerablus, Mümbiç, Musabeyli, Azez nahiyeleri ve yörelerinde Türkmenler yaşamaktadır , Bu şehir ve nahiyelere bağlı Türkmenler’in yaşadığı köy sayısı ise yörelere göre şöyledir: Cebeli Sema’nın doğusunda nahiye merkezi ile 16; Kilis’in güneyinde Azez Kazası’na bağlı, Azez ile Aferin Suyu arasında 17, Azez’in doğusunda 29, güneyinde Halep’e bağlı 3; Çobanbeğ Nahiyesi’nde Mümbiç Kazası’na doğru 54, aynı kazanın güneyinde 15; Baraklı Oymağı’ndan Cerablus Nahiyesi’ne bağlı 26; Sacır Suyu’nun güneyinde 23; Urfa hudud nahiyesi Mürşid Pınarı ve Akçakale Kazası’nın güneyine isabet eden ve Belih Irmağı’na kadar uzanan sahada Halep şehrindeki Türkmen mahallelerinin dışında, bölgedeki Türkmen köylerinin sayısı 350′yi bulmaktadır.Halep Bazı Türkmen köyleri : mirza, kerpiçli, arabazi, merhan (balwa ),khalisa ,dashlihoyuk ,karsanle ,aiyasha ,talaysha, sakizlar ,sande ,arabcurduk ,dabis ,bizaah ,bozilja ,agdash, beyliz, nabğa, kanlı koy, eşekli, usbağılar, gavureli, amerne, bel veren, taflı, lilve, yusuf başa, kadılar, memeli, kurucu höyük, taş atan , buyan, dadlı, belli, sakkal veran, kara yakub, kara taş, kara kuz, balali köy, bandarlık, duraklı, anbarlı, hacı hasanlı, kara baş, bir elli, avşar, küllü, dabık, yazlı bağ, ıral, şüvirin, delha, iğde, tukmen barıh, kara köy, kara mazraa, harab mamal, azak, hava köy, telile, beş curun, sinekli, ziyarat, okuf, çoban bey, hedebet, tiral, kurt, öküz öldüren, cubbon, üvilin, zülüf, kalkum, bablimun, tat hums, çeke ,dashkapo, samandra ,bahwarta ,harcala, kndra………….
Hama ve Humus Türkmenleri
“Humusta kim derse ben Türkmen değilim o asılında humuslu değildir ” , işte Suriye tarihçisi ( Süheyl zakkar) demiş , çünkü ona ve eski Arab tarihçisine (bin el esir )a göre, 11. yy humusu büyük bir deprem yıkmış, tamamını viran etmiş sonra humusu yeniden tamir eden Türkmenlerdir (zingilar ve Selçuklular), Nureddin Mahmut bin zingi tarafından, humusun merkezinde eski haralarından birinin adı haratul-Türkmen(Türkmenler harası) ve eski şehir kapılarından birisi babu- türkmen (Türkmen kapısı) ama bu günlerde bu haralarda yaşayan Türkmenler tamamen arablaşmış .
Suriye’nin Hama-Humus şehirleri ve Lübnan sınırı arasında kalan kısımdır. Türkmenler genellikle Humus’ta ve Humus köylerinde ve bazı Hama köylerinde yaşamaktadırlar. Osmanlı imparatorluğun devrinde Buralara yerleştirilmeğe davet edilen ve iskana me¬mur olan oymaklar şunlardır: Kara Avşar, înallu, Döğer oğlanı, Hama Değeri Mustafa kethüda, Hama Düğeri tabi-i Derviş kethüda, Şam Beğmişlüsü, Hüccetlü, Kapu-uşak, Eymir-i Dündvarlu, Çozlu Çerkez-oğulları, îdris Kethüdaya tabi Abalu, Tokuz han Harbendelüsü, Kara Tohtemürlü, Köse Kethüdaya bağlı Şerefli, Uşak obası, Beşîr-oğulları obası, Eymir-i Sincarlu, Bozlu, Ebu Derda’ya bağlı olan Bozlu ,Tohtemürlüsü, Salur (Sellüriyye) türkmenleri, Dindaş oğlu îsmail Bozulus’a bağlı olan Genceli Avşarı, Kızıl Ali, Danişmendlü’ye tabi Kara Halil .
Humusa bağlı bazı Türkmen köyleri : baba amr harası ( bugünkü Türkmenler Mahallesi ) zara, mitras, bdada, arcun, alhusun, dar kabira, kızhıl, üm al kasab, samalil, burc kaya.
Hamaya bağlı bazı Türkmen köyleri : akrab (kara halili), tulluf, hazzur, huvvır el trukman, bıt natır , hırmıl
Kunteyra Golan Bölgesi Türkmenleri :
Burası Filistin sınırına çok yakındır. Kafkasya’dan gelenler 1878′de buraya yerleştirilmişlerdir. bağlı bazı Türkmen köyleri : hafr, al kadırıyye, kafr nafah, zabya, al rezzanıyye, ahmadıyye, huseynıyye, ayn kura, ayn sümsüm, ayn alak, üleyka, ayn ayşa.
Şam ve draa Türkmenleri :
Şehirde Türkmenlerin oturduğu büyük bir mahalle bulunmaktadır. Ayrıca Havran ovasında da Türkmenler vardır. Şama bağlı bazı Türkmen köyleri : kaldun, ruhaybe, adra ve bazı şam haraları ( el hecer el esvad el tadamün , cöber ) ve draaya bağlı bazı Türkmen köyleri : dara şehir merkezi , busra, maarba, burak,
, Suriye topraklarinda yasayan Türkmen nüfusu 3 milyon aşkın Müslüman Türkmen yaşıyor olarak tahmin edilmektedir.
Osmanlı döneminde Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin idari merkezi olan Halep, bugün hala Türk mimarisinin izlerini taşımaktadır. Ayrıca Halep sokaklarında hala yoğun olarak Türkçe konuşulmaktadır.
Osmanlı’nın Ardından Suriye ve Ortadoğu Manzarası
Osmanlı, Ortadoğu’da I. Dünya Savaşı ile birlikte gücünü yitirdi. Savaşın ardından Ortadoğu’da, bölgenin yeni hakimlerinin menfaatlerine uygun bir düzenleme yapıldı. İngiltere ve Fransa, eski Osmanlı vilayetlerinden yapay devletler oluşturdular. Bağdat vilayeti, “Irak” adlı bir devlete dönüştürüldü ve İngiliz egemenliğine bırakıldı. Halep ve Şam vilayetlerinden “Suriye” diye bir devlet çıkarıldı. Öte yandan, tarihsel olarak Suriye’nin bir parçası olan Beyrut ve çevresi, “Lübnan” adıyla ayrı bir devlete dönüştürüldü. Daha güneyde, Ürdün nehrinin batı yakasında ise, o zamana kadar sadece coğrafi bir bölge olan “Filistin” bir devlet haline getirildi. Nehrin doğu yakasında ise “Transjordan” (Ürdünötesi) adlı bir devlet kuruldu. Bu ülke bir süre sonra sadece “Ürdün” olarak bilinecekti.
Bu devletlerin hiç biri etnik ya da dini bir birliğe dayanmıyordu. Irak denen ülkede, birbirinden çok uzak üç ayrı grup vardı; Kürtler, Sünni Araplar ve Şii Araplar. Suriye ise daha da karışıktı; Sünni Araplar, Alevi Araplar, Dürziler, Kürtler… Hepsi bu yeni devletlerin çatısı altında yaşıyorlardı. Filistin’de Arapların yanında giderek artan ve kendi devletlerini kurmayı hedefleyen bir Yahudi nüfusu vardı. Lübnan ise Hıristiyan Araplar ile Müslüman Arapları barındırıyordu. Ancak bu iki temel kategori de kendi içlerinde mezhep farklılıklarıyla bölünmüşlerdi.
Osmanlı sonrasında oluşan Ortadoğu’nun bir başka özelliği ise, sınırların tamamen masabaşında ve cetvelle çizilmiş olmasıydı. Sınırlar herhangi bir etnik temel gözetilmeden, yalnızca Fransa ve İngiltere’nin çıkarlarının öngördüğü biçimde belirlendiler. Böylece ortaya tam bir mozaik çıktı. Ancak barış ve bir arada yaşamaya uygun bir mozaik değil, çatışma ve savaşa uygun bir mozaik.
Fransa ve İngiltere’nin yeni kurdukları devletlerde yaptıkları düzenlemeler de istikrarı bozucu nitelikteydi.
Stratejik Boşluk
Osmanlı sonrasında Ortadoğu’da kalıcı bir düzen ve istikrar oluşturulamamasının nedeni, sömürgecilerin bunu yapabilecek bir güce sahip olmaması değil, bunu yapmak için gerekli olan stratejik anlayışa sahip olmamasıydı. Osmanlı, ele geçirdiği bölgelere “nizam” götürmeyi İlahi bir görev sayan bir anlayışa sahipti. Sömürgeciler ise sadece kendi menfaatlerini gözettiler.
Bugünün siyasi literatürüyle, Osmanlı İmparatorluğu “moralpolitik” (ahlaki) bir strateji vizyonuna sahipti. Sömürgeciler ise “reelpolitik” (katıgerçekçi) bir vizyonla hareket ettiler. Bu nedenle, kısa vadede kendilerine menfaat sağlandığını gördüklerinde, bir ülkeyi uzun vadede karmaşa ve istikrarsızlığa sürükleyecek politikalar izlemekten çekinmediler.
İngiliz ve Fransız sömürgeciliğinin reelpolitik mantığı Ortadoğu’daki halkların nefretini kazanmalarına yol açtı. Bu nedenle İngiltere ve Fransa Ortadoğu’da çok az bir süre kalabildiler. Arap ülkelerinin başına geçirdikleri kukla liderler, II. Dünya Savaşı’nın ardından birer birer devrildi. İngiltere ve Fransa’nın Ortadoğu macerası da böylece sona ermiş oluyordu.
İngiltere ve Fransa’nın ardından gerek Ortadoğu’ya gerek dünyanın başka bölgelerine egemen olan emperyalist güç ise elbette ABD oldu. Ancak ABD de aynı reelpolitik vizyonu izledi. Bu nedenle Üçüncü Dünya’nın dört bir yanında kanlı rejimleri destekledi, faşist cuntalarla işbirliği yaptı, terörist gruplara yardım etti. Vietnam’ı bu reelpolitik vizyonla harabeye çeviren ABD “nizam” getirme gibi bir amacı yoktu: ABD Vietnam’da sadece kendi uluslararası şirketlerinin ve silah endüstrisinin çıkarlarını arıyordu.
ABD’nin Ortadoğu stratejisi de aynı yönde gelişti. ABD’nin Ortadoğu’daki varlığı, Ortadoğu’ya “nizam” getirmedi. Aksine, İsrail saldırganlığını ısrarla destekleyerek bölgedeki kaosun temel nedenlerinden biri oldu. Bugün de durum hala böyledir. ABD’nin zoruyla yürüyen barış süreci, Filistin tarafına getirdiği dayatmalarla, bölgede yeni sıkıntılara yol açacak niteliktedir.
ABD’nin eski Osmanlı coğrafyası olan Balkanlar’daki stratejisi de yine bölgeye istikrar ve huzur getirecek nitelikte değildir. Washington’ın Sırp saldırganlığına 1991′den 1995′e kadar dört yıl boyunca hiç bir ciddi tepki göstermemesi bunun bir göstergesiydi. 1995′te imzalanan Dayton Anlaşması ise, Aliya İzzetbegoviç’in de belirttiği gibi, bölgeye adalet değil, sadece barış getirdi. Bugün Balkanlar’da Osmanlı’nın mirası olan Müslüman halklar, hala “otorite boşluğu”nun tehdidi altındadırlar.